|
Boynumuza dikkat
Boynumuzu ne kadar tanıyoruz ?
Boyun bir iletişim köprüsüdür
Boyun sağlımız nelerden
etkileniyor ?
Boyun fıtığı ve kireçlenme nasıl
başlıyor ?
Fıtık nedir ?
Belirtileri nelerdir ?
Boyun fıtığına aday mısınız ?
Boyun hareketsiz kalırsa ne olur ?
Boyun fıtığı felç eder mi ?
Boyun fıtığına ameliyat çözüm mü ?
Boyun tedavi edilirse ne olur ?
Nasıl teşhis edilir
Akupunktur ile boyun fıtığı
kireçlenme tedavisi
Boynumuza dikkat…
Özellikle masa başı iş yapanlar…
Direksiyon başındaki şoförler…
Bankalarda, borsada ömrü bilgisayar başında geçen
bilgisayar operatörleri
İnternetten başını kaldırmayan bilgisayar oyuncuları…
Aman boynunuza dikkat…
Her işin başı sağlık deriz. Ama sağlığımız ancak
elimizden gittiğinde aklımıza gelir.
Ne yaparsınız ki günümüzün baş döndüren hayat
mücadelesinde, ekonomik ve sosyal dengeleri koruyabilmek
telaşıyla vücudumuzun dengesi hiç mi hiç aklımıza
gelmez.
Oysa vücudumuz da aynen ekonomik ve sosyal hayatımızdaki
dengeler gibi dengeler üzerinde ayakta kalır.
Mükemmel bir fabrika gibidir vücut…
Bu fabrikada mükemmel birçok sistem vardır.
Solunum sistemi, sindirim sistemi, üretim sistemi,
boşaltım sistemi, sinir sistemi, kas sistemi , kan
dolaşımı sistemi… Var da var…
Bu sistemlerin hepsi bir yere bağlı…
Beynimize...
Altta ise sistemleri meydana getiren mükemmel bir gövde
var, vücut…
Bu iki kısım arasında iletişim köprüsü de;
Boyun…
Aman boynunuza mukayyed olun, dikkat edin, ilgilenin…
Boynumuzu Ne
Kadar Tanıyoruz ?
Boynun arka kısmına “ense” iç kısmına
“gırtlak” denir.
Boyun hem omurlar sayesinde kendinin dik tutar,
Hem üst iki boyun omuru (atlas ve eksen kemikleri)
sayesinde, her türlü hareketine rağmen başı dik tutar.
Normalde bir insanın boynunda yedi tane omur ve bu
omurların arasında da altı tane disk bulunur Yine
boyunda, önde ve arkada olmak üzere eklemler bulunur.
Özellikle arkadaki eklemler boyundaki bütün
rahatsızlıklardan etkilenir.
Boyun biçimi, kişiye, yaşa ve cinsiyete göre değişiklik
gösterir.
Örneğin; kadın ve çocuklarda boyun yuvarlaktır.
Boyundan hayati önemi olan damar ve sinirler, ayrıca
yemek ve soluk boruları geçer.
Troid bezi, paratroid bezleri, boyun akkan, yani lenf
düğümleri, gırtlak ve kas lifleri boyunda bulunan önemli
ögelerdir.
Bunlar görevi gereği kemik veya kıkırdak bir muhafaza
içinde olmadığı için boyuna gelebilecek herhangi bir
darbe çok tehlikeli sonuçlar doğurabilir.
Omurilik boyun omurları arasındadır. Beyne giden
damarlar omurlar ve disklerin hemen yanı başından
süzülüp giderler.
Ellere kollara hareket veren sinirler omurlarla diskler
arasında iç içe bulunur.
Boyun bir
iletişim köprüsüdür
Boyun, vücudun bütün organlarını sevk ve
idare eden “beyin” ile “vücut” arasında bir iletişim
köprüsü konumunda. Bu bakımdan çok önemli bir görevde.
Nasıl önemli olmaz ki?
Bir kere vücudu idare edecek olan beyin,
tüm gereksinimlerini boyun yoluyla karşılamakta.
Örneğin, Beynin besleneceği kan boyundan geçer.
Beyne sinyal ulaştıracak sinirler boyundan geçer.
Beynin ellere kollara ayaklara vs. vereceği tüm komutlar
boyundan geçer.
Kısaca, beyin vücudun tepesinde oturan bir yöneticidir.
Ama yöneticinin yöneticiliğini tam yapabilmesi için
vücutla arasındaki iletişimin her yönden tam olarak
sağlanması gerekir.
İnsanoğlu doğduğunda, özel vakalar hariç,
tıpkı sıfır kilometre otomobillerde olduğu gibi
mükemmeldir. Ancak biz nedense, eskiyince yenisini
alabileceğimiz, yedek parçasını bulabileceğimiz
otomobilimize verdiğimiz değerin onda birini kendi
vücudumuza vermeyiz.
Oysa vücudumuzun ne yedek parçası vardır, ne de
eskiyince yenileme şansımız. Tek bir şansızım var o da,
yeri ve zamanında vücudumuza gereken önemi vermek,
sağlığımızı düşünmek…
Haklısınız, maalesef sağlığımızı,
sağlığımız elden gittiğinde hissederiz. Sonra eyvah
deriz ama çoğunlukla hayat burnumuzdan gelir…
Her neyse, doğuşta hiçbir sorun olmadığı
halde, insanlar ne yapıyor da, bu mükemmel boynu deforme
edip görevini aksatır hale getiriyorlar.
Boyun
sağlığımız nelerden etkileniyor?
Duruş ve oturuş bozuklukları…
Ta bebeklikte, annenin kucağında iken başlar, şu an
içinde bulunduğu zamana kadar geçen tüm hayatı kapsar.
-Nasıl yani?
Boyun bu hale, bir günde, bir ayda, bir
yılda falan gelmiyor… Yılların birikimiyle oluşuyor.
Dolayısıyla en ufağından en büyüğüne kadar binlerce
duruş oturuş bozukluğu bu deformasyona damla damla
katkıda bulunuyor.
Tabi kimisi bir etki ediyorsa kimi on
etki ediyor. Kimi bir anlık oluyor, kiminin etkisi
yıllarca devam ediyor.
Örneğin; Uzun topuklu ayakkabı giyen bir
bayanın boynu bu giyinişten kesinlikle etkilenir. Ama bu
etkilenme nezle gibi grip gibi hapşırıkla kendini belli
edecek bir etkileşme değildir. Bardağa damlayan birkaç
damladır.
Kişide düz tabanlık varsa ya da giydiği
ayakkabı ortopedik değilse, bu şahsın her adım attığında
vücuda uygulanan minimal darbeler bel ve boyuna
uygulanan etkenlerdir. Bardağa damlayan damlalardır.
Bir minik öğrencinin sırtına yüklenen
ağır ders kitapları, o çocuğun bel ve boynunu kesinlikle
etkileyecektir. Ama hemen o gün içinde o yıl içinde
değil. Yıllar sonra… Bu durum, bardağa damlayan birkaç
damladır.
İlkokul birinci sınıf öğrencisinin
sırasıyla orta bir öğrencisinin sırasının aynı boy ve
ebatlarda olması nasıl düşünülebilir? Okul sıralarının
her çocuğun boyuna ve yaşına göre ayarlanması yani
ergonomik olması gerekmez mi?
Ama derseniz ki, biz okul bulamıyoruz sen
sıradan bahsediyorsun. O zaman ne diyelim memleketi
yöneteceğiz diyerek iş başına gelenlerin kulakları
çınlasın…
Saatlerce direksiyon başında oturan ve
başını hiç oynatamayan şoförün bu duruşu boynunu
etkileyecektir. Ama ilk günlerde ilk aylarda hatta ilk
yıllarda değil. Bardağa damlayan damladır.
Bir masa başı sekreter ya da memur,
bilgisayarın başında sürekli başı öne eğik vaziyette ve
beli kambur halde çalışmaktadır. Bu duruş ve oturuş,
boynu etkileyen bir faktördür…
Ama hemencecik değil, yıllar sonra.
Bardağa damlayan birkaç damladır.
-Niye hemen değil de yıllar sonra?
-Çünkü insan vücudu öyle kartondan
değildir. Bir mükemmel mekanizmadır. Öyle bir mekanizma
ki, hem üretir hem tüketir, hem de kendini sürekli
yeniler, bakım tamir ve onarımını kendi kendine yapar.
Siz bardağa yanlışlıklar sebebiyle damlalar damlattıkça
o bütün gücünü sarf ederek bu damlaları azaltmaya
çalışır. Dolayısıyla sizin kendi bedeninize
uyguladığınız yanlış harekete karşı hemen pes etmez?
Sürekli kendini yenilemeye gayret gösterir.
Ama siz (mesleğiniz gereği) ısrarla
bilgisayarın başından kalkmam diyorsanız,
Ama siz (mesleğiniz gereği) sürekli direksiyon başında
şoförlük yapacağım diyorsanız,
Ama siz, (zevkiniz vs. için) sürekli uzun topuklu
ayakkabı giyeceğim diyorsanız,
Her şeyi (belki elde olmayan sebeplerden dolayı
mecburen) kendinize dert edip stres ve gerilim içinde
kalmaya devam ediyorsanız,
Yine meslek olarak mikro ve makro travmaya maruz kalıcı
bir işte çalışıyorsanız, örneğin elinizde matkap hiç
eksik olmuyorsa, seyyar kompresörlerle asfalt delme
makinesi çalıştırıyorsanız vs. bu darbeler de vücudu ve
özellikle boyun yapısını çok fena etkileyecektir.
Boyundaki bu tür aksamalar,
kireçlenmelere, boyun fıtıklarına; omurganın doğal
eğriliğinin bozulup düzleşmesine, omurlar arası
disklerdeki elastikiyetin kaybolmasına ve önemli
rahatsızlıkların ortaya çıkmasına sebep olur.
Boyun bir noktadan sonra dayanma gücünü
kaybeder. Bardağa damlayan damlalar bir noktadan sonra
bardağı taşırır. Ama vücut buna rağmen, pes dediği
noktada, bardak taşmaya başladığında sizi uyarır… Yine
sizin iyiliğiniz için yapar bunu…
-Arkadaş benden bu kadar, artık gücüm
kalmadı, der.
Peki bu duruş ve oturuş bozuklukları,
travmalar vs. sebebiyle boyun nasıl deforme oluyor ki?
Boyun fıtığı ve kireçlenme nasıl başlıyor ?
Yaşanan bunca olumsuzluklar sonucu ilk
başlarda yavaş yavaş disklerin içindeki su içeriği
azalıyor. Biz bunun farkına varmıyoruz bile.
Sonra diskin iç tarafındaki liflerde,
minik minik yırtılmalar başlıyor. Yine bizden habersiz.
Bu disklerin içinde bulunan ve doktorların jelatinöz
adını verdikleri sıvılar, bu minik yırtıklardan, her
baskıda biraz fışkırarak veya normalde sızarak sinirler
ve dokular üzerine yayılıyor.
Bir zaman sonra burada sinirler ve
damarlar, dokular, eklemle r görevini % 100 kapasiteyle
yapmakta zorlanıyor. O zaman neler oluyor? Bardak
taşıyor… (Bkz. Belirtileri nelerdir?)
Doktorlar; boyunda sinirlere ve damarlara
yapılan baskıya, “boyun fıtığı” diyorlar. Ön ve arka
taraf eklemlerine yapılan baskıya da “kireçlenme”
diyorlar.
Sonuçta her iki durum da, boynun
deformasyonu anlamına geliyor. Her iki durum da hareket
kısıtlığına ve ağrılara, vücutta birçok aksaklıklara
sebep oluyor. Ama canınızı sıkmayın her ikisi de
akupunkturla tedavi oluyor.
Fıtık nedir ?
Yaşanan bunca olumsuzluklar sonucu ilk
başlarda yavaş yavaş disklerin içindeki su içeriği
azalıyor. Biz bunun farkına varmıyoruz bile.
Sonra diskin iç tarafındaki liflerde,
minik minik yırtılmalar başlıyor. Yine bizden habersiz.
Bu disklerin içinde bulunan ve doktorların jelatinöz
adını verdikleri sıvılar, bu minik yırtıklardan, her
baskıda biraz fışkırarak veya normalde sızarak sinirler
ve dokular üzerine yayılıyor.
Bir zaman sonra burada sinirler ve
damarlar, dokular, eklemler görevini % 100 kapasiteyle
yapmakta zorlanıyor. O zaman neler oluyor? Bardak
taşıyor… (Bkz. Belirtileri nelerdir?)
Doktorlar; boyunda sinirlere ve damarlara
yapılan baskıya, “boyun fıtığı” diyorlar. Ön ve arka
taraf eklemlerine yapılan baskıya da “kireçlenme”
diyorlar.
Sonuçta her iki durum da, boynun
deformasyonu anlamına geliyor. Her iki durum da hareket
kısıtlığına ve ağrılara, vücutta birçok aksaklıklara
sebep oluyor. Ama canınızı sıkmayın her ikisi de
akupunkturla tedavi oluyor.
Belirtileri nelerdir?
Boyun fıtığı ve kireçlenmelerinin en
önemli iki belirtisi var.
Biri ağrı, diğeri hareketlerde kısıtlılık. Genel bir
sıralama yapılacak olursa,
-Baş ağrısı ve baş
dönmesi
-Yorgunluk,
-Halsizlik,
-Sinirlilik hali,
-Sık sık düşüp çıkan tansiyon,
-Kalbe gelen baskı,
-Kulakta çınlama ve uğultular,
-Kollarda uyuşma ve karıncalaşma,
-Güçsüzlük hissi,
-Sabah yorgunlukları,
-Gün içinde çabuk yorulmalar,
-Gaz ve şişkinlik gibi haller boyun fıtığı ve diğer
boyun rahatsızlıklarının en önemli belirtileridir.
Akupunktur tedavisiyle boyunda meydana gelen
rahatsızlıklara mevcut tedavilerden en az üç kat daha
iyi yaklaşılabilmekte ve çok iyi netice almaktayız.
Ağrı nerelerde olur:
-Boyunda elbette olur.
-Omuzlarda olur.
-Kollarda olur.
-Kürek kemikleri arasında olur.
-Kimi zaman boyunda olmaz. Kollarda vs
olur. Siz hiç boyundan kaynaklandığını düşünmezsiniz.
Aslında boyun kireçlenmesi ya da boyun
fıtığı olan hastaların, o kadar çok şikayetleri vardır
ki... Bu şikayetlerin birçoğunun sebebinin, boyundan
kaynaklandığını bilmezler. Hatta üzülerek söylemek
gerekirse kimi doktorların da hatırına gelmez. Örneğin,
Kaç insan başı sürekli ağrıdığında boynundan şüphelenir?
Ya da kaç insan bu şikayetle doktora gittiğinde doktor
onun boynuna bakar?
Boynu sabahleyin tutulmuş halde kalkan çok insan dahi,
soğuktan etkilendim vs diyerek, geçiştirmeye çalışır.
Boyun kasları ha babam de babam, boynu eski haline
çekmek için çaba harcarlar. Dolayısıyla gerilirler.
Onların bu gerginliği spazma bağlı şiddetli kas ağrıları
olarak ortaya çıkar.
Sürekli yorgunluk hissi duyar. Ama galiba kansız kaldım
zanneder. Ya da tutar aklına en sonra gelecek olan
korkunç hastalığı getirir. Yoksa kanser mi oldum der.
Çünkü medyada sürekli bunlar ön plana çıkar. Vatandaş
bunlarla adeta korkutulur. Rahatsız olan herkes ilk
olarak bunu düşünsün istenir.
Oysa yorgunluğun
bitkinliğin sebepleri % 90 boyundan kaynaklanmaktadır.
Sık sık ateş basmalarının sebebi de boyundaki
deformasyondur.
Bazen tahammülsüz olduğunuzu hissedersiniz. Bunun da
sebebi boyundan olabilir.
Hatta size bir şey diyeyim mi?
Boyun sebebiyle vücudunuza yayılan ağrı göğsünüzde öyle
bir hal alır ki, siz onu kalp ağrısı zannedersiniz. O
zaman gelin de paniklemeyin haydi…
Oysa sebebi boyundaki deformasyondur.
Omuzlardaki kollardaki ve parmaklardaki uyuşmalar da
sizi panikletmeye yeter. Felç mi olacağım ne dersiniz.
Ama boynunuza baktırmak ve tedavi ettirmek hiç mi hiç
aklınıza gelmeyebilir. Bu arada boyun fıtığından felç
olmak en son akla gelecek rahatsızlıktır. (Bkz. Boyun
kireçlenmesi)
Ellerde ve ayaklarda yaşanan karıncalanmalar yine aynı
şekilde yorumlanabilir.
Tabi bunlar artık bardağın taştığı hallerdir. Sinirlere
gerçekten ciddi ciddi baskılar yapılmaya başlanmış
demektir.
Bu sebeple kimilerinde kollarda incelme bile görülür.
Çünkü omurilik kanalı daraldığında vücut bir şey yapamaz
hale gelir. Bacaklarda sertlik başlar. Kollarda
güçsüzlük başlar.
Daha neler yapar bir bilseniz?
Ama biz şu kadarını söyleyelim, siz gerisini düşünün.
Vücudu yöneten beyin iyi beslenemezse vücudu ne kadar
yönetebilir?
İyi yönetilmeyen vücutta aksaklıklar meydana gelmez mi?
Öyle olunca, sindirim sistemi de, karaciğer de, safra
kesesi de, bağırsaklar da vs etkilenmez mi? Elbette
etkilenir. Hatta bu etkileşim bir zaman sonra, boyun
fıtığına artırıcı faktör olarak yansır. Durum, tıpkı
tavuk mu yumurtadan yumurta mı tavuktan olayına döner.
Boyun fıtığına
aday mısınız ?
Duruş ve oturuşuna dikkat etmeyen herkes
boyun rahatsızlığı yaşar. Bir de boyun fıtığına
potansiyel aday meslek grupları vardır.
-Şoförler,
-Bilgisayar operatörleri,
-Masa başı iş yapanlar,
-Telefon operatörleri ki, bazen telefon yoğunluğunda iki
telefonu birden idare edeceğim derken, telefon ahizesini
başıyla omuz arasında tutmak için boynunu bükerler ki,
bu çok yanlış bir harekettir.
-Kompresör ya da matkap gibi titreşimli cihaz kullanarak
beden işçiliği yapanlar.
-Boynu sağa sola, öne arkaya hareket ettirmeyip, rutin
halde kalmasına sebep olan meslek gruplarında
çalışanlar.
-Aşırı stres içersinde bulunan kişiler boyun fıtığına
aday kimselerdir.
Boyun
hareketsiz kalırsa ne olur ?
Risk faktörü içinde bulunan
meslektekiler, bir de arada bir boyunlarını hareket
ettirecek egzersizler yapmazlarsa bakın neler olur?
-Boyun bölgesi yeteri
derecede kan alamaz.
-Beyin dokusu yeteri kadar kan alamaz,
-Bu durumda kalp beyine kan göndermek için daha çok
zorlanır.
-Sindirim sistemi etkilenir.
-Hazımsızlık ve şişkinlik oluşur,
-Bağırsaklarda gaz ve kabızlık oluşur,
-Kollarda uyuşma ve karıncalanmalar başlar,
-Karaciğer fonksiyonunu yerine tam olarak getiremez
olur,
-Böbrekler süzme görevini tam olarak yapamaz olur,
-Kan dolaşımında aksamalar sebebiyle, kan dolaşımı
sistemi zorlanmaya başlar,
-Genel uyuşukluk baş gösterir,
-Özellikle kol ve bacaklarda kuvvet kaybı ortaya çıkar,
Bunlar zaman içersinde vücuttaki bütün sistemi etkiler,
vücudun dengesini alt üst eder.
Boyun fıtığı felç
eder mi ?
Hayır…
Boyun fıtığı ileri derecede insanı felç edebileceği
söylenirse de bu söylemin ciddiye alınacak bir görüş
olmadığı, tedavi uyguladığımız hastalardan edindiğimiz
tecrübelerle ispatlanmıştır.
Gerçi boyundaki omurlarda bulunan
diskler, ister istemez zaman içinde elastikiyetini
kaybetmekte, sertleşmekte ve bu durum bazen boyun
fıtığını meydana getirmektedir. Bu durumda fıtık damar
ve sinirlere baskı yapabilir. Ancak durup dururken
birden bire gelişen bir olay değildir. Yılların ihmali
sonucu oluşur.
Felç ne zaman olabilir denilirse, ancak
herhangi bir travma, trafik kazası, düşme çarpma gibi
nedenlerle meydana gelen ani vakalarda felç olma
ihtimali vardır.
O durumda ise hasta zaten derhal
ameliyata alınır.
Bu gibi özel durumların haricinde boyunda felç oluşması
en son kademedir. Zaten vücut o ana gelene kadar
dayanılmaz ağrılarla sizi uyarır ve felç olmadan önce
tedbirini almanızı sağlar.
Akupunktur tedavisi zaten bu noktada çok
önemli görev üstlenir.
Belirli bir olgunluğa gelmiş insanda boyun fıtığı olması
son derece doğaldır. Önemli olan fıtık sebebiyle
sinirlere ve damarlara baskı olup olmamasıdır. Bu baskı
tespit edildiğinde, en etkili tedavi yöntemi olan
akupunkturla seanslar sonucu hasta baskılardan kurtulur
ve eski sağlıklı günlerine kavuşur.
Boyun
fıtığına ameliyat çözüm mü ?
Bu soruya evet ya da hayır demeden önce
şöyle bir açıklamada bulunmak gerekecek.
Yukarıda belirttiğimiz gibi, yoldan geçen kırk yaş ve
üzeri her yüz insanın boyun filmini çekseniz, en az %
30’unda boyun fıtığına rastlarsınız.
Peki bu otuz insandan kaçta kaçı boyun rahatsızlığından
şikayetçidir.
Belki beş on kişi, belki iki üç kişi…
Peki diğerleri neden şikayetçi değil?
Bu soruya, şu soruyla cevap verelim:
-Boyun fıtığından şikayetçi olan ne diyor?
Baş dönmesinden, kollarda uyuşmalardan, güçsüzlükten,
yüksek tansiyondan, kulak çınlamasından vs şikayet
ediyor.
Bu şikayetle doktora gidildiğinde MR ya da boyun filmi
çekiliyor. Teşhis konuluyor:
-Sizde boyun fıtığı var.
-Eee?
-Rahatsızlığınız ileride büyür ve damarlara baskı
uygular, sizi felç eder.
-Ne yapacağız peki?
-Bir süre takibe alacağız. Tedavi uygulayacağız,
geçmezse ameliyat olacaksınız.
Oysa şahsın asıl sıkıntısı fıtık değildir. Fıtık
nedeniyle oluşan ödemin damarlara ve sinirlere baskı
uygulamasıdır.
Ya da duruş ve oturuş bozuklukları sebebiyle kaslarda
oluşan gerginliktir. Elastikiyet kaybıdır.
Ya da yan bağların çapraz bağların görevini tam
yapamamasından kaynaklanan durumdur.
Hastanın bu durumu iyi test edilmeden, direkt olarak
fıtığın ameliyatına yönelmek, hem başarısız bir ameliyat
meydana gelmesine, hem de hastanın ileride aynı
şikayetlerle karşı karşıya kalmasına sebep olabilir.
Dolayısıyla ameliyat olmadan önce, hastanın durumu
etraflıca incelenmeli ve tedaviye alınmalıdır. Burada en
etkili tedavi yöntemlerinden biri akupunktur ve lazer
akupunkturudur.
Boyun tedavi
edilirse ne olur ?
Akupunktur ve lazer akupunkturu ile
şahsın boyun bölgesi ciddi bir şekilde tedavi
edildiğinde neler düzelir?
-Kas sistemi çok iyi çalışır, yeterli elastikiyet
sağlanır.
-Tansiyon normale döner,
-Kalpteki çarpıntılar biter.
-Kalp ritim bozuklukları ortadan kalkar,
-Sabah yorgunluğu biter, hasta sabahları dinç kalkmaya
başlar,
-Sindirim sistemi düzene girer, rahatlar,
-Kabızlık, gaz, şişkinlik gibi durumlar ortadan kalkar,
-Kulak çınlaması, uğultu gibi haller bir daha yaşanmaz,
Vücudun dengesi büyük oranda düzene girer. Böylece,
-Boynu sağlıklı olan insan hastalıklara daha az
yakalanır,
-Hayata daha pozitif açıdan bakar,
-Genel bağışıklık sistemi çok üst düzeyde olur,
-Depresif durum, bir takım psikiyatrik rahatsızlıklar
yok denecek kadar azalır,
-Sempatik ve parasempatik sistem dengeli çalışır,
-Karaciğer sağlıklı çalışır,
-Karaciğer enzimleri sağlıklı salgılanır,
-Kemik iliğinde düzenli miktarda kan üretilir,
-Beyne düzenli kan ve oksijen sirkülasyonu olur.
-Bağırsaklar düzenli çalışır.
Bağırsaklar gündüzleri, sindirim
sistemimizin bir parçası olarak çalışırken, ne
enteresandır ki gece hormonal sistem olarak vücuda
seratonin salgılıyor.
Seratonin ne demek?
Stresi yok eden bir salgı. Her insanda gün içinde
belirli oranda biriken stres, gece uyku halinde
bağırsaklar tarafından salgılanan seratonin sayesinde
bir sonraki gün nötralize edilmiş olur. Dolayısıyla
akşam yorgun olarak yatağa giren normal insan,
sabahleyin dinç olarak yataktan kalkar.
Boyunda rahatsızlığı olan kimsenin
bağırsakları düzenli çalışmadığı için seratonin salgısı
tam olarak gerçekleşmez. Böyle kişiler sabahleyin yorgun
kalkmış olurlar. Sempatik ve parasempatik dengeler de
kaynağını boyundan almaktadır.
Nasıl teşhis edilir ?
Hastanın şikayeti bu konuda çok
önemlidir. Doktor hastasına şikayetleri dinleme
esnasında doğrudan ve detaylı sorularla şikayetini
anlatmada yardımcı olmalıdır.
İki yönlü düz boyun filmi ile, fıtığa ait düzleşme,
eklem aralığında daralma, boynun açılanması, kireçlenme
durumu ve derecesi rahatlıkla anlaşılabilir.
Bugün birçok merkezde MR ve tomografi ile
boyun fıtığının ve kireçlenmelerinin değerlendirilmesi
ileri tetkik metotlarıyla yapılıyor ancak iki yönlü düz
boyun filmi çoğunlukla yeterli olur.
Eğer yeterli olmuyorsa o zaman doktorun
MR istemesi gerekir. başa
dön
Boyun
fıtığı ve kireçlenme tedavisi
Hastada bir rahatsızlık varsa, sebebi de
mutlaka vardır. Organizma bir bütün olduğu için, bir
bölgede var olan rahatsızlık bütün vücudu
etkileyecektir.
Dolayısıyla hastalığın kaynağına inmek önemlidir.
Kaynağa inmeden uygulanan tedaviler yüzeysel olur.
Dolayısıyla akupunktur
olarak biz ne yapıyoruz?
Hastalığın teşhisinde elimizde iki yöntem var.
Birincisi, modern tıpta uygulanan teşhis yöntemi.
Bu yöntem, hepimizin bildiği, bugünkü modern tıbbın
imkanlarıyla elde edilen, bütün tahlil, tetkik, röntgen
ve MR çekimlerinden yararlanılan teşhis yöntemi.
İkincisi, akupunktur teşhis yöntemleri:
Akupunktur teşhis yönteminde, kollardan nabza bakarak
tanı koyma, dil üzerine bakarak tanı koyma, kulaktan
dedektör uygulamasıyla tanı koyma vb gibi teşhis
imkanları vardır.
Yani böylece bizim,
Hastamızın rahatsızlığını teşhis etmede iki türlü
imkanımız oluyor.
Bu da hastalığa tam ve doğru teşhis koymamızı sağlıyor.
Doğru teşhis ise tedavi konusunda hem hastaya hem bize
büyük bir avantaj sağlıyor.
Gelelim akupunkturun tedavideki etkilerine…
Bir kere şunu rahatlıkla söyleyelim ki,
Boyun fıtığı tedavisinde de akupunktur, bilinen
tedaviler arasında en etkili olanıdır.
Çünkü;
Akupunktur, vücudu bir bütün olarak tedavi eder,
yeniler…
Neler yapar?
-Vücuttaki bütün hücrelerde tamir bakım ve onarım
faaliyetini başlatır.
-Vücuttaki tüm bağ dokularını kuvvetlendirir.
-Bu dokuların ve kan alması gereken tüm dokuların
kanlanmasına sebep olur,
-Vücutta ağrı adına ne varsa hepsini giderir.
-Bağışıklık sistemini düzelterek şişkinlik, gaz, ekşime,
kabızlık gibi birçok rahatsızlığı ortadan kaldırarak
vücudun sindirim sistemini düzenler.
-Bağırsakların düzenli çalışmasını sağlar.
-Ümmin sistemini dengeler,
-Uykusuzluk, sabah yorgunluğu, halsizlik, stres gibi
durumları ortadan kaldırır.
-Beldeki ve boyundaki yapısal bozukluğu tedavi ederek,
beyne kan ve oksijen gitmesini sağlar.
-Damarların iç cidarlarındaki tahribatı ve pıhtılaşmayı
dağıtır.
-Ödem çözücü özelliği sayesinde, damarlar ve sinirlere
yapılan baskıyı önler.
Rahatlayan sinirler sebebiyle ağrı ve şikayet ortadan
kalkmış olur.
-Vücudu zindeleştirir, gençleştirir.
-Üstelik hiçbir yan etkisi yoktur.
Geleneksel tıp otoriteleri “Boyun fıtığı ve
kireçlenmelerin ideal bir tedavisi yoktur.” diyerek ağrı
kesiciler, anti-romatizmal ilaçlar, kas gevşetici ve
anti-depresan ilaçlar, boyun korseleri, boyun
egzersizleri tavsiye ederler.
Buna rağmen ilerleyen vakalarda cerrahi müdahale
yaparlar.
Oysa akupunktur ile boyun fıtığında ve boyun
kireçlenmesinde mevcut tedavi yöntemlerinden en az üç
dört kat daha iyi neticeler elde edilmektedir.
Örneğin, ameliyat önerilecek safhaya gelmiş birçok
hastamız, akupunktur tedavisi ile ameliyat olmaya gerek
kalmayacak şekilde iyileşmişlerdir
|