|
Soğuk(Duşuk
enerji)Lazer Terapisi SLT( low-level lazer therapy
LLT)
Düşük Enerji Lazer
Terapisinin Tarihi:
SLT'nin doğuşu
Özel Durumların Tedavisi
Akne
Akne için lazer terapisi
Baş ağrısı
Baş ağrısı için lazer terapisi
Herpes - uçuklar
Uçuklar için lazer terapisi
Eklem iltihabi (rheumatoid arthitis )
Eklem iltihabi lazer terapisi
Soğuk Lazer Terapisi SLT
Tedavide bir devrim
Soğuk lazer terapisi - teknik olarak
"düşük seviye lazer terapisi " olarak da bilinir, ya da
SLT akut ve kronik durumlar için etkili bir tedavi
seçeneğidir. Bunların arasında şunlar sayılabilir:
Soğuk lazer terapisinin diğer fiziksel
terapi çeşitlerine ya da ilaç tedavisine göre birçok
avantajı vardır. Öncelikle soğuk lazer tedavisi aşırı
güvenli ve tahrip etkisi olmayan bir yöntemdir. Lazerden
ısı üretilmediği için tedavi edilmeye çalışılan dokulara
zarar verme riski kesinlikle yoktur.
Bu özellikle iltihaplanmış ve kabarmış olan akut
yaralarda önemlidir.
Sıcaklık iltihaplanmayı sadece daha kötü hale
getirecektir. Birçok terapi çeşidinde olduğu gibi soğuk
lazer terapisi tedavi edilen dokuyu ısıtmadığı için
ultrason gibi, kullanılması daha güvenlidir.
İkinci olarak vücut içinden geçen ve
sıklıkla yan etkilere sebep olan ilaçların aksine soğuk
lazer terapisi doğrudan doğruya etkilenmiş bölgeye
uygulanır. Bu sadece terapatik gücün etkilenmiş bölgeye
odaklanıp konsantre olmasına sebep olmaz ayrıca yan etki
riskini ortadan kaldırır.
Üçüncü olarak soğuk lazer ışığı
gerçektende hücresel boyutta doku yenilenmesini
sağlar.Diğer terapi çeşitlerinin sadece acıyı ve
iltihabı azaltmakla yetindiği yerde soğuk lazer terapisi
hücre içinde ATP(hücrenin yakıtı) üretilmesi için
hücresel boyutta mitokondriyi destekler.
Yüksek seviyede ATP hücrenin daha
çabuk çalışmasına ve zarar görmüş dokuları tamir
etmesine izin verir,bu da daha hızlı iyileşmeyi sağlar.
Düşük Enerji Lazer Terapisinin Tarihi:
Lazer kelimesi" Light Amplification by Simulated
Emission of Radiation"
her ne kadar lazer teknolojisinin arkasındaki teori ilk
defa Albert Einstein tarafından 1916 da Zur Quantum
Theories der Strahlung yazısında tanımlndıysada çalışan
ilk lazer modeli ancak 7 Ağustos 1960 da Theodore Maiman
tarafından sunuldu. Maiman bir milisaniye gibi çok kısa
bir zamanda bir grup üsüste konmuş jilet içinden
geçebilecek derecede güce ship olan görünür bir kırmızı
ışık üretebilmek için bir ucunda bir ayna diğer ucunda
ise yarım ayna olan bir yakut kristal kullandı.Ironik
olarak bu teknolojinin ilk adı kısaltması LOSER olan
Light Oscillation by Stimulated Emission of Radiation
idi.
8 yıl sonra, tıpta lazer terapisinin ilk
kullanımı optalmoloji ve deramatoloji alanlarında oldu.
Ama lazerin bir çok durumun tedavisi için tıbbın bir çok
alanında kullanılabileceği kısa zaman içinde anlaşıldı.
Herbirinin kendine has ışık dalga boyu ve
kendi soğurma karakterleri olan diğer tür lazerlerin
gelişmesine paralel olarak bu uygulamaların sayısı da
arttı.
1961 de Helyum Neon (He-Ne) vw Neodyum-yitrium aluminyum
garnet( YAG) lazerleri geliştirildi.
1962 de Argon lazeri ortaya çıktı,
bunu 1964 te karbondioksit (CO2) lazeri izledi.
1964 ün sonlarına doğru içinde ilk galyum arsenit lazer
çipinin de olduğu yarı iletken lazer kaynakları
geliştirildi.
Görünür bir kırmızı ışını olan
yakut lazeri argon lazerle birlikte halen dermatolojide
başlıca kullanılır.
Görünür bir kavuniçi / kırmızı
ışını olan Helyum-Neon tpik olarak görünmez lazer ışını
için hedef alma ışını olarak kullanılır ve çok yakın bir
zamana kadar en çok kullanılan lazer sistemi olarak ün
kazanmıştır.
Alüminyum garnet de SLT'de kullanılır çünkü dalgaboyu
karakteristiğinin derin delme özelliği vardır.
SLT'nin doğuşu
Geleneksel lazerler dokularda
kesilme, buharlaşma ve pıhtılaşma gibi radyasyona maruz
kalmış dokularda kalıcı değişimlere sebep olan ısı ve
diğer etkileri üretir.
Buna yüksek enerji seviyesi tedavisi denebilir. lazerle
gerçekleştirildiği için aynı zamanda yüksek enerji
seviyesi lazer tedavisi de denebilir.
Düşük güçlü
ışınların dokularda iyileşme etkilerini
desteleyebileceği kendisinin buna "
lazerbiostimulations" adını verdiği fikir babası Dr.
Endre Mester tarafından bulundu.
1968 den başlayarak Dr.
Mester farklı hücreler ve dokular üzerinde çeşitli lazer
tiplerinin etkilerini incelemek için bu lazer tiplerini
kullandı.
Bunu 1969 daki
hayvan araştırması takip etti, ve 1969 un sonlarında şu
an iyi bilinen ve düşük reaktif seviye lazer terapisinin
(soğuk lazer terapisi) kullanımını iyileşmeyen ya da
yavaş iyileşen ülserlerin tedavisi için ilk kez
yayınladı.
1970 lerin sonlarında ilk
ticari amaçlı terapatik lazer ortaya çıktı. Bir
fiberoptik kablosu olan HeNE lazer olarak sunuldu ve
yumuşak lazer olarak tanıtıldı, ve en çok
kozmotolojistler tarafından kullanıldı.
1980 lerin başında galyum
arsinit lazerler sahneye çıktı ve lazer seçimi olarak
populerlik kazandı.Bütün bu farklı lazer türleri kendine
has bir ışık dalgaboyu üretir ve hepsinin vücut üzerine
karakteristik etkileri vardır.Soğuk lazer terapisinde
kullanılan en yeni nesil lazerler genelde yararlı
etkileri en yuksek düzeye getirebilmek için teknoloji ve
ışığın dalgaboyunun bir kombinasyonunu kullanır.
Özel Durumların Tedavisi
Soğuk lazer terapisi iltihapların azaltılmasında,
bağışıklık fonksiyonlarını uyarmada ve yaraların
iyileştirilmesinde öyle etkilidir ki çok çeşitli
durumlarda kullanılabilir. Bu ünitede, lazer terapisine
iyi sonuçlar veren bazı klinik araştırmaları ele
alacağız. Buradaki liste ayrıntılı değildir. İyi sonuç
verebilen başka durumlar mutlaka vardır ama buradaki
durumlar lazer terapi araştırmacıları ve terapistleri
arasında genel olarak lazer ışığına iyi sonuç vermesiyle
bilinen durumlardır.
Akne
Toplumun %85’ini
hayatlarının bazı dönemlerinde etkileyen akne,
dermatolojistler tarafından en sık tedavi edilen deri
hastalığıdır.Akne derideki yağ bezlerinde (sebaceous
bezler) ve kıl folikülleri üzerindeki hormonların ve
diğer başka maddelerin faaliyetlerinden kaynaklanır. Bu
faktörler yüz,boyun,sırt,göğüs ve omuzlar üzerinde
tıkalı gözeneklerin oluşmasına ve lezyon (deri bozukluğu)
patlaklarına sebebiyet verir. Her ne kadar akne insan
sağlığı için ciddi bir tehdit teşkil etmese de, kayda
değer duygusal üzüntünün ya da kalıcı lekelerin ve
izlerin kaynağı olabilir.
Aknenin asıl
nedeni bilinmemektedir, fakat doktorlar aknelerin bazı
ilişkili faktörlerden kaynaklandığına inanmaktadırlar.
Androjen (erkeklik hormonu) adı verilen bir grup
hormondaki yükselme önemli bir faktördür. Bunlar hem
kızlarda hem erkeklerde ergenlik döneminde yükselir ve
yağ bezlerinin büyüyerek daha fazla sebum üretmelerine
sebep olur. Hamilelikten ya da doğum kontrol haplarının
kullanılmaya başlamasından ya da kullanımın
bırakılmasından kaynaklanan hormonal değişimler de
akneye sebebiyet verebilir.
Diğer
faktörler arasında genetik (akne aile içinde devam
etmeye meyillidir), bazı reçete ilaçları, androjen ya da
lityum gibi, yağlı kozmetik ürünleri ve propioni
bacterium aknesi olarak bilinen bir bakteri türü
sayılabilir.
Akne
için lazer terapisi
Lazer
terapisinin tahrip etmeyen ve acı vermeyen bir yöntem
olduğu için akne belirtilerinde ve derideki diğer
alerjik reaksiyonlarda azaltıcı etkiye sahip olduğu
gösterilmiştir. Araştırmalar gösteriyor ki 633 nm ve
830 nm Lazer ışığının kombine bir şekilde kullanımıyla
akne tahrişi ve yara izlerinde ciddi bir azalma
sağlamasının yanı sıra bütün klinik belirtilerden
kurtulmaya yardımcı olur.
Akne izlerini
önlemenin en iyi yolu erken tedavidir.Bir kere iz
olmuşsa azaltılması için doktor ilaç tedavisi ya da
ameliyat prosedürü önerebilir. Düzensiz izlerin
tedavisinde yüzeysel Lazer kullanılabilir. Bazı
zamanlarda “sanding down” izlerinin bir formu olan
dermabrasyon (ya da mikrodermabrasyon) kullanılır.
Kistik aknelerden kaynaklanan derin yara izleri için bir
diğer tedavi seçeneği ise yara izine vücudun başka bir
yerinden yağ aktarılmasıdır. Doktorlar yara izlerinin
görünüşünü iyileştirmek için yaranın altına sentetik
dolgu da enjekte edebilirler.
Baş ağrısı
Baş ağrıları
her ne kadar ilaç reaksiyonları, temporomandibular joint
disfunction (TMJ), boyun kaslarındaki gerginlik, düşük
kan şekeri, yüksek tansiyon, stres ve yorgunluk gibi çok
çeşitli sebeplerden kaynaklansa da, baş ağrılarının çoğu
temelde iki tiptir: gerilim baş ağrıları (cervicogenic
baş ağrıları olarak da anılır), ve migren baş ağrıları.
Daha az görülen üçüncü tip baş ağrısı ise migrenin
kuzeni olan cluster (salkım,küme) baş ağrısıdır. Şimdi
her üç tip baş ağrısına da yakından bakarak başlayalım.
Gerilim baş
ağrılarının en yaygın sebebi üst sırt ve boyun
bölgesinde, özellikle de üst boyunda aktif tetikleme
noktalarıyla kombine çalışan subluksasyondur. Üst
cervical vertebrae normal hareketini ya da pozisyonunu
kaybedince (RCPM) adı verilen bir çeşit küçük kas spazm
geçirir. Problem şudur ki bu küçük kasın üst boyun ve
kafatasının alt kısmı arasından geçen bir tendonu vardır
ve bu tendon dura mater adı verilen beyni kaplayan ve
acıya hassas ince bir dokuya bağlıdır. Her ne kadar
beynin kendisi bir şey hissetmese de, dura mater acıya
çok hassastır. Sonuç olarak (RCPM) kası spazm
geçirdiğinde ve tendonu dura mater’e şiddetli bir
şekilde değdiğinde baş ağrısı oluşur.
Migren baş
ağrıları beyindeki kan damarlarının daralmasının refleks
olarak aşırı bir şekilde genişlemesiyle takibi sonucunda
ortaya çıkar. Kan damarlarının daralması esnasında kan
akışında yavaşlama oluşur ve bu da insanların görünür
belirtileri tecrübe etmesine sebep olur. Klasik migren
ağrısını tecrübe etmeyenlerin bile çoğu bir krizin
kaçınılmaz olduğunu söyleyebilir. Kan damarları bir
kere genişleyince baş içindeki kan basıncı hızlı bir
şekilde artar. Zonklama şeklindeki baş ağrısının sebebi
de işte bu artan basınçtır. Kalp her atışında boyundaki
carotid arterlerden beyne doğru bir başka şok dalgası
gönderir. Neden kan damarlarının ilk olarak daraldığı
üzerine bir çok teori vardır ama kimse bunu tam olarak
bilmemektedir. Bildiğimiz şey ise migreni uykusuzluk,
stres, yanıp sönen ışıklar, keskin koku, değişen hava
koşulları ve “tiramin” adı verilen amino asidin içinde
yüksek oranda bulunanları başta olmak üzere bir takım
yiyecekler gibi bir çok sebep tetikleyebilir. Bu
bölümün sonunda migreni tetiklemesi muhtemel yiyecek
türlerini, ayrıca migrenin tetiklenmesini azaltacak
yaşam tarzında yapılabilecek değişimleri listeledim.
Baş ağrısı için lazer terapisi
Lazer terapisi migren baş
ağrılarına oranla gerginlik migrenini tedavi etmeye daha
çok meyillidir, çünkü migrene sebebiyet veren kan
damarları kafanın derinlerinde, Lazerin ulaşamayacağı
yerlerde bulunur. Gerilim türü baş ağrılarının tedavisi
kafatasının tabanını boyuna bağlayan bir grup kas
etrafında yoğunlaşır. Bu kaslar topluca, alt manasında
“sub” ve kafatasının tabanı manasında “occipital”
kelimelerinin birleşmesiyle suboccipital muscles olarak
bilinir. Lazer ışığı bu kasların iyileşmesini uyarır ve
lokal iltihaplanmayı azaltır.
Herpes - uçuklar
Uçuklar (cold sores)
canker sorelardan oldukça farklıdır ama insanlar ikisini
bazen ilişkilendirirler. Uçuklar uçuk virüsünden
kaynaklanır ve bulaşıcıdır. Bulaşıcı olmayan canker
sorelar ağzın içindeki üzerinde uçuk oluşmayan yumuşak
dokularda oluşan ülserlerdir.
Uçuklar yaygındır, deri
üzerinde genelde dudaklarda küçük, kırmızı, acı veren,
içi sıvı dolu kararcıklar şeklinde ortaya çıkar.
Prodrome adı verilen acı ve sızlama hissi kabarcıklar
oluşmadan bir iki gün önce ortaya çıkar.
Uçuk virüsüne maruz
kalındıktan 20 gün sonrasına kadar bile belirtiler
ortaya çıkmayabilir, bu aralık genelde 7 ila 10 gündür.
Kabarcıklar çatlaklar ve acı hissine sebebiyet verir.
Sonrasında sarı bir kabuk oluşur ve son olarak deri
yenilenmesiyle yara izi bırakmayan pembemsi bir deri
tabakası oluşur.
İnsanda bir kere uçuk
oluşursa, virüs derideki sinir hücreleri içinde pasif
olarak durur ve ileride ilk uçuğun olduğu yerde ya da
yakınında tekrardan ortaya çıkabilir. Her ataktan önce
bir kaşıntı hissi ya da yüksek derecede hassalık
hissedilebilir. Ateş, adet dönemi, stres ve güneşe
maruz kalma tekrardan uçuk oluşmasını tetikleyebilir.
Uçuklar için lazer terapisi
Her ne sebepten olursa
olsun Lazer terapisi genelde yüzde oluşan herpes simlex
1 tipi uçukların tedavisinde çok etkilidir, ama jenital
iltihaplanma olan herpes simplex 2 türü uçuklarda o
kadar etkili değildir. Lazer terapisinin kullanımından
önceki zamanlarda tıpta, uçuklar tedavi edilmezse iki
haftada,tedavi edilirse on dört günde kaybolur diye bir
söylem vardı. Diğer bir deyişle uçukların düzelmesini
hızlandıracak bir tedavi yöntemi yok gibi gözüküyordu.
Uçuk tedavisinde Lazer
kullanımı iki ayrı mekanizma halinde çalışır: yara
iyileşmesi, bağışıklık uyarılması. Aslında 1981’de
Almanya’daki bir araştırma gösterdi ki acılı ve uçuk
şeklinde oluşan patlaklarda iyileşme çok hızlı bir şekle
geldi ve tam iyileşme üç günde ortaya çıktı. Bu
sonuçlar, neredeyse 600 adet Lazerle tedavi edilmiş uçuk
vakasının incelenmesini sağlayan 7. Uluslararası Lazer
Kongresi’ndeki bir 1986 tarihli araştırma yazısında
teyit edildi.
Lazer tedavisinin
faydaları sadece uçukların azaltılmasıyla kalmaz. Öyle
görünüyor ki her patlak oluştuğunda Lazer terapisi
uygulanırsa, sonraki patlakların sıklığında ve
ciddiyetinde bir hayli azalma gözleniyor, çünkü bu
yöntemle bağışıklık sistemi virüsü daha uygun bir
şekilde tanıyıp onunla savaşabiliyor.
Uçuk tedavisinin anahtarı
zamanlamadır. Tedaviye ne kadar erken başlanırsa, o
kadar kolay iyileşilir.
Eklem iltihabi (rheumatoid arthitis )
“Arthiris” terimi tam
olarak ek yeri iltihabı anlamına gelir. ABD’de yaklaşık
43 milyon kişi bu hastalığa ya da diğer romatizmal
durumlara katlanmaktadır ve bu sayının 2020’de 60
milyona ulaşması beklenmektedir.
Eklem iltihabı
(Rheumatoid arthiris genelde “RA” olarak atfedilir)
synovium ya da eklem bölgesini sarmalayan dokunun
iltihaplanması sonucu ortaya çıkan acı, sertlik, şişme
ya da hareket kaybına sebebiyet veren bir rahatsızlıktır.
Bu hastalık genelde simetrik bir yapıda oluşur. Bunun
anlamı eğer bir elde ya da ayakta bu rahatsızlık ortaya
çıkarsa, diğerinde de aynı rahatsızlığın ortaya
çıktığıdır. Bu hastalığa yakalananlar genelde yorgunluk,
ara sıra ateşlenme, ve genel manada kendini iyi
hissetmeme gibi problemlerle karşılaşır.
Bu iltihaplanmanın diğer
çeşitlerinde olduğu gibi eklem ağrısının da (RA) sebebi
belirsizdir. Fakat RA dahilinde oto-bağışıklık durumu
olarak atfedilen vücudun kendi bağışıklık hücreleri
tarafından saldırıya uğraması hadisesinin olduğu
bilinmektedir. RA üç seviyede olur: ilk seviye sinoviyal
kaplamanın şişmesidir ki acıya, hararete, sertliğe,
kırmızılığa ve eklem etrafında şişkinliğe sebep olur.
İkinci seviye sinovial zarın kalınlaşması ile
karakterize edilir. Üçüncü seviyede eklemin iltihaplı
dokuları kıkırdak ve kemikleri kıran bir enzim salgılar
ve bu da ilerleyen eklem tahribine yol açar.
Eklem iltihabi lazer terapisi
Lazer terapisi RA’da
acıyı ve iltihaplanmayı kontrol etmede kullanışlı
olabilir. En büyük problemse RA’nın sistematik
durumudur ve vücuttaki bütün eklemlere etki etmesidir
ve her seansta vücuttaki her eklemin tedavi edilmesi
zordur. Buna ek olarak, kalça ve omurgadaki eklemler
gibi çoğu eklem derinlerde olduğu için Lazer ışığının
iltihaplanma bölgesine ulaşmasını zorlaştırır. Bunlar
bir kenara, çalışmalar göstermiştir ki Lazer terapisi
el ve ayak bilekleri, eller ve dizlerdekiler gibi daha
yüzeysel eklemlerin tedavisinde çok etkili
olabilmektedir.
|